
“Sınav sonucumuz beklediğimiz gibi gelmedi. Mimarlık istiyorduk ama sanırım diş hekimliği yazacağız.” Bu cümleleri dün haber programlarından birinde bir anneden dinledim. Cümleler sizi yanıltmasın, bu anne evladı ile birlikte girmedi elbette sınava, yalnızca son dönemde bir çok kişiden duyabileceğiniz yaygın bir “biz dili” kullanıyor. Çevrenizde rastlamışsınızdır belki bu dile, bebeği olan annelerin “Ay karnımız acıktı bizim, gidip bir doyuralım” veya “Uykumuz gelince böyle huysuzlanıyoruz” dediğini duymuşsunuzdur belki. Hatta sevgilisi/eşi için bile bu dili kullanan bireylere rastlanabiliyor “Dün bütün gün hasta yattık” veya “İstediğimiz olmayınca küseriz biz” gibi.
Bu cümleler toplum tarafından sempati ile karşılanabiliyor zira kişinin “biz” diye bahsettiği çocuğu veya eşi ile bütünleşme derecesinde ilgilendiğini ifade ediyor. Ancak işin patolojik olan tarafı şu ki, bu tarz ilişkilenme sonrası ileride psikoterapistlerin karşısına koca koca çocuklar geliyor. Hala ebeveyninden ayrışamamış, her yaptığını sorma gereksinimi duyan, bağımlılık şeması geliştirmiş bireyler.. Sadece biz dilinin nesnesi olanlar mı çekiyor bu durumdan peki? Hayır. Özne olan kişi aslında daha çok yara alıyor. Mesela haberlerde gördüğüm annenin ileride çocuğunu uzak bir yere üniversite okumaya gönderirken çok zorlanması, çocuğunun kendi kararlarını almasına saygı duyamaması, hatta yaşanacak bir romantik birliktelikte çocuğuna zor zamanlar yaşatması muhtemel. Oysa her annenin veya sevgilinin kabul etmesi gereken gerçek şu ki, çocuğunuz veya sevgiliniz sizinle iç içe bir birey değil, aksine her birey biricik ve kendine özel. Maalesef ne sevgilimiz, ne ebeveynimiz ne de çocuğumuz biz değil. Bu şekilde giden ilişkilerde illa ki bir yerde sorunlar baş gösteriyor ve her birey kendine has mekanizmalar ile tepki veriyor.
Aslında, hayatlarındaki önemli diğerleri ile bütünleşme çabasını her birey bir dönem gösteriyor, ancak ayrışma/bireyleşmenin ilk denemeleri bebeklik döneminde olurken, bazı bireylerde bu denemeler ergenlik dönemine kayabiliyor. Bahsettiğimiz patolojik durumlarda ise bu dönem inkar edilmiş veya atlanmış oluyor ve kişi, bütünleşmeye çalıştığı diğer kişiden gelen ayrışma tepkisini terk edilme gibi algılayabiliyor. Bu sorunlar elbette ki terapide güzel ve verimli bir çalışma ile çözülebiliyor, ancak en iyisi ayrışmanın sağlıklı şekilde ve vaktinde yaşanması. Bu yüzden, kendinizde veya yakın ilişkilerinizde geliştirdiğiniz böyle eğilimleri fark etmek ve gerektiğinde yardım arayışına girmek yaşamınızın girdiği çıkmazları çözmek için güzel bir adım olabilir. Eğer adım atmak sizin için erkense de, en azından biz terapistlerin çok önemli gördüğü bu farkındalığı bir kere daha hatırlamış ve hatta yaymış olalım.
Yeri gelmişken de sevgili Dr. Seuss (Theodor Seuss Geisel)’in sevdiğim bir sözünü anmış olalım “Today you are you. That is truer than true. There is no one alive who is youer than you”/ “Bugün sen, sensin; bu tüm doğrulardan daha doğru. Ve senden daha fazla sen olan hiç kimse yok bu hayatta.”
Bizden daha fazla “biz” yapmaya çalışmayalım kimseyi, “ben” olmakla en kıymetli, en biricik olduğumuzu bilelim yalnızca.
Görsel; Evie Shaffer on Unsplash