
Her karar verme süreci içinde bir “yas süreci” ni barındırır. Tercih ettiğimiz yöne doğru giderken, biraz da tercih etmediğimiz yönün bize getirebileceği muhtemel fırsatlardan vazgeçmiş olmanın yasını tutarız. Hele ki seçtiğimiz yön hayattaki konfor alanlarımızın dışında ise, karar vermek çok daha zor olabilir. Hayattaki hiç bir seçim tümüyle zarara götürmediği gibi, hiç bir seçim de tümüyle konforlu bir hayatı garantileyemez. Yürümek için seçtiğimiz yol ne kadar önemliyse, o yolda yürürken yaptıklarımız da bir o kadar önemlidir. Dolayısı ile karar ve seçim süreçlerini tercih yapıldıktan sonra sıfırlanan bir durum gibi değil, aksine tercih doğrultusunda yürümenin getirdiği bir süreç gibi algılamak gerekir. Böyle olunca, atılan ilk adımın getireceği sonuçları felaketleştirmekten de kurtuluruz.
Keşke birisi bana tüm bunları o dönemde tüm açıklığı ile anlatsaydı dediğim olur bazen.. Üniversite tercihlerimi yaptığım dönemde, aklımda deli sorular gezinirken, sanki o tercih zamanı bittiğinde korkunç bir sorumluluğun altında ezilecekmişim gibi hissetmiştim. Ancak şimdi geriye dönüp baktığımda, bazı seçimlerimden pişman bazı seçimlerimden de memnun olduğumu görüyorum, hafifçe gülümsüyorum, seni buraya getiren seçimlerdi hepsi diyorum..
Bugün üniversite tercihleri başladı ve bir çok gencin hayatlarındaki yeni bir sürece başlamak için önemli ama hayati olmayan bir tercih yapması gerekiyor. Onların ve ailelerin bu süreci psikolojik olarak daha rahat atlatabilmeleri için bir kaç öneride bulunacağım.
Yüreğimin götürdüğü yere mi gitmeliyim, komşuların dediği yere mi?
Görselde resmedildiği gibi, tercih yapacak gençlerin önlerinde kocaman bir hayat ve bu hayatın öğretecekleri var. Bu bilgi denizinde gemilerini nerede yüzdürseler elbette bir şeyler öğrenecekler. Ancak seçim konusunda yüreklerini mi yoksa başkalarının ne dediğini mi dikkate alacakları konusu biraz karışık. Gençlere ve ailelere bununla ilgili verebileceğim cevap “ikisi de değil” olurdu. Zira ailelerin yüreğinin götürdüğü yer ile gençlerin yüreğinin götürdüğü yer çoğunlukla ters taraflar olabiliyor. Ne yüreklerin çatışmasını isteriz ne de kalplerin kırılmasını. Gençlerin bu dönemde hareket alanına ihtiyacı olduğu net, kararları ve seçimleri hakkında düşünmek için baskılanmadıkları ancak yalnız da bırakılmadıkları bir ortama ihtiyaçları var. Hareket özgürlüğü ile yeterince yönlendirmenin harmanlandığı bir ortam, otoriteye isyan ve aileden kopuş ile ilgili psikolojik süreçler geçiren bu gençlere en iyi şekilde yardımcı olacaktır.
Peki bunların aksi yapılırsa ne olur?
İlk olarak, bir gence fazlaca baskı uygularsanız, baskı kurulan yönün tam tersine doğru gitmek için içinde karşı konulamaz bir dürtü hissedecektir. Gençler çoğunlukla bu dürtüyü hayallerinin ateşlediğini veya bu isteğin yapmak istediklerinden kaynaklandığını düşünürler. Ancak böyle durumlarda çoğu zaman bu dürtü yalnızca yapmak istemediklerinden korunmak için bir savunma mekanizması hükmündedir. Gitmek istemediği yönden çoğu zaman kurtarır genci, ancak gitmek istediği yönü bulmasının önündeki fırsatlar da tıkanmış olur. Dolayısı ile fazla baskı kurulması, yönlendirmede dozun kaçırılması, hem aileye hem de gence faydalı olmayan bir yere götürür süreci.
“Ben hiç karışmıyorum, ne istiyorsa yapsın” demek doğru mudur peki?
Eğitimini aldığım ve uygulamasını yaptığım Şema Terapi kuramına göre çocuklukta kişinin 5 temel gereksinimi vardır;
Bunlardan ikisi özerklik ve duygularını ifade özgürlüğü iken, bir diğeri de yönlendirilme ve gerçekçi limitler konulma ihtiyacıdır. Yani bir çocuk, yönlendirilmenin de özgür bırakmanın da yapılmasına eşit şekilde ihtiyaç duyar. Bunlardan biri eksik bırakıldığında çocuk kendini ihmal edilmiş veya diğer durumda fazla baskılanmış hissedebilir. Bu ihtiyaçlar hayatımız boyunca devam eder ancak karşılanacakları merciler değişir. Dolayısı ile tercih yapacağı dönemde bir genci tümüyle yalnız ve özgür (!) bıraktığınızda ihmal edilmiş hissedebileceği gibi, rasyonelini açıklayamadığı duygusal kararlar vermeye de itilmiş olacaktır.
Bu durumda gençlere hem hareket özgürlüğü sağlayacak, hem de gerekli yönlendirmeyi sağlayacak ebeveynlik en güzel sonuçları beraberinde getirecektir. Bu konuda ebeveynlerin zorlanması olasıdır, çünkü bir çok ebeveyn kendi hayatlarında gerçekleştiremediklerine doğru çocuklarını yönlendirme eğilimde olur. Çoğu zaman bilinçsizce yaparlar bunu, çocuklarının iyiliklerini istedikleri için. Ancak çocuklar ebeveynlerin uzantıları değildir, dolayısı ile çocuğun geleceğini kendi arzularımız doğrultusunda yönlendirmek doğru olmayacaktır. Tercihler konusunda gençleri iyi tanıyan mercilerden fikir almak önemlidir. En çok başvurulanlar gençlerin öğretmenleri ve özellikle de okulların Psikolojik Danışma ve Rehberlik birimleri olur, ki bu çok akılcı bir hamledir. Ancak onların ne dediği sadece fikir olarak alınmalı, nihai karar olarak görülmemelidir. Sonrasında, toplanan tüm bu fikirler gencin kendi fikirleri ile harmanlanarak masaya yatırılmalı, duygular ve aklın harmanı ile tekrar tartışılmalıdır. En nihayetinde gencin ihtiyacı olan asıl şey; tüm bunlar sonucunda vereceği karar ne olursa olsun ebeveynlerinin onun yanında olacağının söylenmesidir.