
İyi bir film izlediğimde, genellikle içimde derin düşüncelere dalar, ve yakaladığım o muhteşem duyguyu biraz daha saklayabilmek, hemen kaybetmemek için çabalarım. Birçok insanın aksine, sahneler oynarken veya filmin en duygusal yerinde değil de, film bitip düşüncelere daldığımda yaşarır gözlerim.
Bu yüzden bence iyi bir film, anlık duygulanımı uyarmak yerine, hayat üzerine düşünmeye sevk eden, bittiğinde bile etkisinden çıkamayacağınız, bir yandan da sanki bir yaşlı insan ile parkta oturup onun hayat hikayesini dinlemişsiniz gibi hayatın içinden olanlardır. Ve bittiğinde içinizde, “bunu birileri ile paylaşmalıyım” şeklinde bir motivasyon uyandıran, hayallerinizi, hayattaki amaçlarınızı veya saf çocukluk düşlerinizi size hatırlatandır.
İşte Mr. Church de bu filmlerden biriydi. Hem gizemine hem de olanca saflık ve sıradanlığına çekiyor adeta insanı film… Ana karakterler Mr. Church ve Charlotte’u ve bunların adeta 3 nesillik hallerini izliyoruz film boyunca.